İslamiyet’in Afrikaya Ulaşması

Dinin ateşi bugün Arapların hayatında hâlâ baskın bir güç olarak varlığını sürdürüyor. Ne var ki bu güç, Arap fatihlerini Kuzey Afrika’dan Hıristiyan Avrupa’nın kapılarına taşıyan coşkuyla karşılaştırıldığında sönük kalır.

Araplar sınırlarını Nil’den batıya doğru ilerlettiler. 682’de Ukbe bin Nâfi adlı gözüpek bir general, süvarileriyle Kuzey Afrika boyunca Tunus, Cezayir ve Fas’ta bir kasırga gibi esti. Ateşli generalin atları, Arap başkenti Şam’dan yaklaşık 5000 kilometre uzakta, Agadir yakınlarındaki bir kumsalda Atlas Okyanusu’nun dalgalarıyla karşılaştı.

“Ulu Rabbim şahidim ol” diye dalgalara doğru haykırdı, “bu deniz beni durdurmasaydı eğer, senin aşkına daha ne topraklar fethedecektim!”

Ukbe’yi izleyenler, Kuzey Afrika’da bugüne dek ayakta kalan Arap varlığının temelini attılar. Bizans’ın kıyı boyunca uzanan Trablus, Kartaca, Tanca kaleleri birer birer düştü; Arap donanması sayesinde Akdeniz, kısa süre içinde bir Müslüman gölüne dönüştü.

Hz. Muhammed’in çağrısını uçsuz bucaksız Sahra Çölü’nün güneyine taşıyanlarsa süvariler değil, kervanlar oldu. Tuareg göçerlerinin kurduğu uzun deve kervanları giysi, pirinç eşya, şeker, tuz ve has deri işlerini Kum- bi, Gao ve Timbuktu’ya götürüyor, oradan da fildişi, altın ve köleyle geri dönüyordu. Böylece yüzyıllar geçtikçe İslam’ın tohumları her yöne yayıldı; bugün Afrika’da Müslümanların sayısı Hıristiyanların iki katını buluyor.

0 Comments

Leave a Comment

Your email address will not be published.

Kiralık Villalarımız Hakkında Bilgi Almak için sizi Aramamızı İster misiniz ?