Afganistan Anılarım

Sürücümüz dökülmeye yüz tutmuş Rus yapımı aracın direksiyonunu sımsıkı kavrarken, bir yandan da gaza basıyor ve yoldaki çukurlardan ve artık Kâbil sokaklarında tek tük görünen yayalardan kaçınmak için deli gibi direksiyon sallıyor. Birbiriyle çatışan Mücahit çetelerinin, yani İslamcı gerilla gruplarının ele geçirmeye çalıştığı Kâbil’in içinden geçiyoruz. Direniş on yıl boyunca Sovyet ordusuna kafa tutarak, işgalcileri 1989da ülkeden çıkmaya mecbur etti. Ama şimdi, 1992’nin baharında, gerillaların silahları birbirlerini hedef alıyor.

İlerden, büyük ve çimlerle kaplı Peştunistan Meydanı’ndan silah sesleri geliyor. Bir zamanların muhteşem Şahr-i Nev (Yeni şehir) mahallesindeki parkı çevreleyen uzun çam ağaçlarının arasından, ağır silahların gümbürtüsü yankılanıyor. Tanklar mermer kaplı Başkanlık Sarayı’nı dövüyor. Başkanlık muhafızlarının terk edilmiş, için için yanan kışlasından dumanlar yükseliyor.

Savrularak yana yatan aracımızın arka koltuğunda oturan Ramazan, kaşlarını çatıyor. “Bu iş çok saçma” diyor, yüzü kırışıklarla dolu, iflas etmiş, 45 yaşındaki restoran sahibi arkadaşım. “Burası yaşanacak yer değil. Bir Mücahit grubunu diğerinden ayırt edemiyoruz. Silahlı adamların yarısı zaten sokak serserisinden farksız. Hepimiz öleceğiz.”

Eğer biri telefon açıp kiraladığım dairenin yağmalandığını haber vermeseydi, asla buralarda olmazdık. Evdeki hasarı kontrol etmeye gidiyoruz. Bu, Afganistan’a dönüşümün daha ikinci haftası. 1985’ten beri gazeteci olarak altı kez geldim; sergiledikleri azme hayran kaldığım gerillalarla dağlarda dolaştım. Ama şimdi, komünist rejimin devrilmesinden günler sonra, ele geçirmek için canlarını verdikleri Kâbil’in, Mücahitlerin elinde bir anarşi yuvasına dönüşmesi beni hasta ediyor.

0 Comments

Leave a Comment

Your email address will not be published.

Kiralık Villalarımız Hakkında Bilgi Almak için sizi Aramamızı İster misiniz ?